21 Mayıs 2012, Pazartesi  Anasayfam Yap | Favorilerime Ekle

Bilim Etiği Açısından Lisenko Örneği


Lisenko bir tarım uzmanı, teknik dille bir agronom' dur. Ukrayna bölgesinde Karlovka' da 1898' de doğmuştur (3).

12 Eylül 2011 Pazartesi | 8:21
Lisenko bir tarım uzmanı, teknik dille bir agronom' dur. Ukrayna bölgesinde Karlovka' da 1898' de doğmuştur (3).

Yoksul bir ailenin çocuğu olan Lisenko, 1921'de Poltova Bahçıvanlık Okulu'nu, ardından 1925'te de Kiev Tarım Enstitüsü'nü bitirmiştir. 1929 onun yıldızının parlamaya başladığı bir yıl olmuştur. Çünkü , " Genetik, Bitki ve Hayvan Islahı Kongresi " sırasında onun sunduğu " vernalizasyon "yöntemiyle tarım üretiminde artış sağlanabilmesi, Kongre ardından Pravda Gazetesi'nde" Sovyet Biliminin Zaferi "biçiminde sürmanşet olarak yer almıştı (4,5).

Lisenko'nun savunduğu bu yöntem aslında çoğu çiftçinin "kışlama" ya da "soğuklama" adıyla bildiği ve uyguladığı bir yöntemdi (4,9). Buna göre fide ya da tohumlar kışın ıslatılıp soğutuluyor, baharda ekildiklerinde yaşam sikluslarını daha çabuk tamamlayabiliyor ve böylece güzü beklemeksizin ürün almak mümkün olabiliyordu. Ancak Lisenko bu yöntemi bilimsel bir kılıf içerisinde ve herkesin anlayabileceği bir biçimde sunmuştu.

30'lu yıllar Lisenko' nun bir yandan Neo- Lamarkçılık adı altında Lamark'ın görüşlerini açıkça savunmaya başladığı, öte yandan da vernalizasyon yöntemini bir sınıf savaşı silahı haline getirmeyi başardığı yıllardı (4, 10). O dönemde Stalin tarafından oldukça belirgin bir destek de alan Lisenko 1940' ta Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Bilim Akademisi Genetik Enstitüsü Direktörlüğü' ne getirildi (3,5). Bu andan itibaren ülkede özellikle genetik alanında baskı dönemi kendini açıkça duyurmaya başladı. Lisenko genetiğin burjuva bilimi" olduğunu ilan ederken, Mendel' in görüş ve yaklaşımlarını savunan ve o çizgide yürüyen bütün bilim insanlarını da birer hedef tahtası durumuna getiriyordu.

Bu hedeflerden en başta geleni de ünlü genetikçi Vavilov olmuştu (5). Vavilov'un laboratuvarları kaynak noksanlığından işleyemez olmuş, yetiştirdiği elemanları tutuklanmış ya da sürülmüştü. 1940' ta Vavilov casusluk, tarımı sabotaj gibi gerekçelerle tutuklanıp ölüme mahkum edildiğinde, Lisenko heykelcikleri elden ele dolaşan bir ulusal kahraman konumundaydı. Vavilov 1943'te kaldığı hapishanede malnutrisyon (kötü beslenme) nedeniyle ölecek, onun anısı ölümünün 50. yıldönümünde "Genetics" dergisinde bir bilim adamının yaşadıkları çerçevesinde dile getirilecekti (7).

.1948 yılı Lisenko nun mutlak zaferi olarak tarihe geçen Tarım Bilimi Kongresi nin yapıldığı yıldı. Söz konusu kongre bir bilimsel tartışma ortamından daha çok, bir mahkeme havasında gerçekleşmişti ve karşıt görüşte olanlar tamamen sindirilmişti. 1950 - 55 yılları arasında Lisenko yanlısı ve Neo - Lamarkçı düşünceleri savunan yazıların Agrobiologia başta olmak üzere pekçok bilimsel dergide yayınlanır olduğu da dikkati çekmektedir (4,10) .

Lisenko nun bilimsel diktatörlüğü 1953te Stalinin ölümünün ardından pırıltısını yitirmeye başladı. Sputnik 1 in 1957de uzaya fırlatılması ve 12 Nisan 1961de Yuri Gagarin in uzayda ilk insanı, Sovyetler Birliği adına, temsil etmiş olması ülkenin bilimsel alanda edindiği önemli başarılar olarak kabul edilebilirdi (3,12). Bir yandan bu gibi kazanımlar SSCB adına bilimsel dev adımları oluştururken, bilimselliğe sırtını dönmüş ve arkasına aldığı siyasal güçle salt kendi görüşlerini destekleyenlere yaşam hakkı tanımış olan Lisenkonun saltanatıartık daha fazla süremeyecekti. 1964 yılında tüm görevlerinden alınan Lisenkonun hızla inişe geçtiğini; iki kez Kızıl Yıldız Nişanı almış, Politbüro üyeliğine kadar yükselebilmiş ve bir ulusal kahraman haline gelebilmiş birisi olarak, onun 20 Kasım 1967 tarihindeki ölümüne kadar, son yıllarını pek de parlak geçirmediğini söylemek doğru olacaktır.

Lisenko Neden Yükselebilmiştir ?

Lisenkonun yukarıda kısaca özetlenen kariyeri, onun, tarihin başka dönemlerinde de benzerleri yaşanan iktidar-bilim ilişkisi nin tipik bir temsilcisi olduğunu ortaya koymaktadır. Hemen her rejimde, her dönemde var olan ve ileride de bulunacakları kestirimini kolayca yapabileceğimiz kişiliklerin en belirginlerinden birisidir o. Bu nedenle, Lisenko nun hangi yolla yükselebildiğini kısaca incelemek, bu durumun gerekçeleri üzerinde de düşünmemizi sağlayacaktır.

Lisenkoizmi inceleyen yazarların çoğu, Sovyetler Birliğinin o dönemdeki iklimini böyle bir kişiyi başa getirecek ve etkili kılacak koşullara sahip bir ortam olarak tanımlamaktadırlar (3,5,6,8,13). Bu iklimin ekonomik, kültürel ve politik birtakım gerekçeleri bulunmaktadır.

    1917 de Ekim Devrimini izleyerek kurulan SSCB, Rusya da zaferle sonuçlanan akımlarının önce tüm Avrupada, ardından da dünyada proleter bir egemenliğin kurulmasını sağlayacak zincirin ilk halkası olduğu düşüncesini taşıyordu. Devrimi izleyen haftalar bir dizi idari, iktisadi ve toplumsal reformun yapılmasına sahne olmuştu. Tüm bunlar Marksçı - Leninci ilkelerin mutlaklığı ile o dönemin gereklerini bağdaştırmaya yönelikti. 1918-19 iç savaşında da kendini hissettirdiği gibi, beslenme gereksinimi tüm ülkede oldukça belirgindi. Bu savaş sırasında en önemli sorun, kentlerin ve savaşanların iaşe ve ikmallerini karşılayabilmekti. Bu sorunla başedebilmek için bir dizi kararname çıkarıldığını, erzak dağıtımının topluma verilen hizmetlere göre belirlendiğini, bir yandan 16-50 yaş arasındaki herkese çalışma zorunluluğu getirilirken, öte yandan köylülere beslenmeleri dışındaki herşeyi devlete teslim etme yükümlülüğünün getirilmiş olduğunu akılda tutmak gereklidir. 7 milyonu açlıktan ve kalanı tifus salgınından toplam 8 milyon kişinin kaybedildiği, sanayi ve tarım üretiminin hemen tümüyle düzenini kaybettiği, kamu maliyesinin çöktüğü bir ortam sözkonusuydu. Halkın belirgin hoşnutsuzluğu bir süre sonra farklı yerlerde karışıklıklara, ayaklanmalara ve başkaldırılara dönüştü. 1921 den başlayarak savaşa özgü iktisadi uygulamalar terkedilmeye ve yeni iktisadi politika (NEP) iç ticareti ve sanayiyi de kapsayacak ve denetleyecek bir biçim almaya başladı. Böylece 20li yılların sonlarına kadar ulusal ekonomide kalkınma gerçekleştirilebilecekti. Üretimde sağlanan artış, tarım ve sanayi fiyatlarında denkliğin sağlanması kimi sorunlarına karşın NEP in başarısını yaratan etkenlerin başında gelmekteydi.
    Sonuçta Sovyetler Birliğinde yeni yönetim vaadlerini gerçekleştirmek zorundaydı. Bunun belki de ön koşulu, hemen öncelikle insanların karınlarını doyurabilmekti. Bu nedenle, kötü durumdaki verimsiz Sovyet tarımını düzeltmeye yönelik her türlü mucizeyi benimsemeye hazır bir ortam oluşmuştu. Bu atmosferde Lisenko tarımsal üretimi katlayacağı müjdesiyle ortaya çıkıveren bir mesih gibi algılanabilirdi.
    Lamarkın Çevresel değişimin kalıcı genetik değişiklik yaratacağı kuramı o dönemki politik tezle uyumluydu. Çünkü uygun sosyal koşulların insan davranışında kalıcı değişikliklere yol açacağıbiçiminde özetlenebilecek politik görüş, devrimin ilk kuşaklar üzerinde yeni insan yaratma yolundaki çabalarının, sonraki kuşakları da kendiliğinden etkileyeceğini umuyordu. Bu da, toplumu dönüşüme uğratmak için harcanacak emeğin sınırlı olacağını ve kolayca sonuca ulaşılacağını düşündürüyordu. Hatta çok saygın bilim adamlarının arasından bile bu kuramı destekleyenler çıkmıştı. Örneğin ünlü araştırıcı Pavlov bile, sonradan yanıldığını açıklamakla birlikte, koşullandırılmış farelerde koşullu refleksin kalıtımla geçen bir örneğini bulduğunu önceleri iddia etmişti. Böylece bilimsel ömrünü aslında çoktan tamamlamış olan Lamarkın kuramı kendisini kabul etmeye hazır bir ortamı buluyor ve Yeni Lamarkçılıkolarak filizlenebiliyordu. Bu görüşün bayraktarı da Lisenko olarak karşımıza çıkıyordu.
    Lisenkonun yıldızını parlatan bir başka etken ise yönetimdeki kapitalist - burjuva bilimi ne karşı Rus - Sovyet biliminin üstünlüğünü kanıtlama arzusuydu. Çünkü 1930lu yıllarda ülkedeki kıdemli bilim adamlarının çoğu, devrim öncesi Rus orta sınıf entellektüel kesiminden gelmekteydi. O halde egemenliğin yeni sahiplerinin de bilimsel alanda etkinlik göstermesi gerekiyordu. Bu anlamda Lisenko mujik mintanını sırtından hiç çıkarmamış, belki de böylece, rejimin kendisine fırsat verdiği bir bilimsel kişilikolabilmişti.

Lisenkoizm ( 1935 - 1964 ) Neler Yapmıştır ?

Lisenko nun yaptıklarını, arkasına neredeyse sınırsız bir politik güç almış, herhangi bir bilim kişiliğinin yaptıklarına ve yapabileceklerine örnek olarak göstermenin doğru olacağı kanısındayım. Çünkü sonuçta onun unique olmadığını ve ne yazık ki öyle de kalmayacağını kabul etmeliyiz.

Batuhana göre Lisenko, insan düşüncesine hükmetme tutkusu nun , kendi dönemindeki totaliter ideoloji yle birleşiminden bir bilimsel diktatörlük çıkarmış bir kişiliktir. Bu toplam kuşkusuz yeryüzünde daha önceleri de meydana gelmiştir. Ama her defasında çıkan sonuç mutlaka bir bilimsel diktatörlük mü olmuştur , ayrıca tartışılabilir. Ancak Lisenko örneğinde bu sonucun böyle olduğu hemen su götürmez bir gerçektir.

Günümüzde genetiğin kurucusu sayılan Mendelin görüşleri kalıtımı açıklamakta, Darwininkiler de evrim sürecini temellendirmekte geçerlikleri kabul edilen kuramlardır (11). Oysa, Mendelciliğin burjuva idealizmi olarak yaftalandığı Lisenko döneminde, bilim ömrünü çoktan tüketmiş bir görüş olarak Neo-Lamarkçılığın baştacı edildiğine yukarıda da değinmiştik. Genotip - fenotip ayırımının önemsenmediği, gen in yok sayıldığı ve kromozomların kalıtımda rolünün olamayacağının savunulduğu bu yaklaşım, kendisinden farklı düşünen tüm genetikçileri de yıldırmaya hazırdı. Böylece, Lisenkonun sahip olduğu politik güçle, aleyhtar genetikçilere yönelik kovuşturmalar başlatıldığı, yoğun bir baskı ortamı içerisinde sürgünlerin ve işten atmaların yaşandığı? o dönemi izleyen ve aktaran tüm yazarların ortak görüşüdür. Bilim - politika ilişkisi bu yazıda sadece ana çizgileriyle inceleneceği için, kapsamlı tartışmayı bir başka makaleye bırakarak, bu dönemde Sovyetler Birliğinde bilime ve özellikle de genetik alanına belirgin bir politik denetim getirilmiş olduğunu, karşıt görüşteki bilim çalışanlarının üstelik bilim adınasafdışı edilmeye çalışıldığını bir kez daha vurgulayalım.

Lisenkonun tarım uzmanı niteliği gözönüne alındığında, onun doğrudan bu alanda yaptıklarını da kısaca özetlemek yerinde olacaktır. Bir tür bahar buğdayı geliştirme, yeni bir tür çavdar üretme, soğuğa dayanıklı buğday türleri yetiştirme, sık ağaçlandırma çalışmaları, yeni bir gübreleme yöntemi geliştirme ? gibi girişimleri Batuhana göre Lisenko yu sahtekarlar arasında ön saflara yerleştirmemizi sağlayan ya da onu ele veren ipuçları taşımaktadır. Çünkü, onun ,deneylerini kontrolsüz koşullarda yapmak, tekrarlamamak, elde kanıtları olmaksızın karşı çıkmak, bilimsel yayınlar yerine gazeteleri iletişim aracı olarak kullanmak? gibi çok belirgin yanılgıları ( ya da taktikleri ) bulunmaktadır. Tüm bunlar da Lisenko yu, bilim etiğine aykırı düşen tiplere çok belirgin bir örnek olarak saymamıza yetmektedir.

Bilim Etiği ve Bilim - Politika İlişkisi

Bilim etiği, değer sorunlarının ele alındığı ve sorgulandığı bir alan olan etiğin bir alt dalıdır. Onu, kısaca, bilim etkinliği sırasında ortaya çıkan ve bilim toplumunun hakkında çok kesin normlarının bulunmadığı sorularla uğraşan ve bu sorulara çözümler üretmeyi hedeflemiş bir alan olarak tanımlamak mümkündür (1,2). Bilim etkinliği kavramının altında neler bulunmaktadır ? Kuram geliştirme aşamasından araştırmaların yapılmasına, verilerin toplanmasından yayınlanmasına varıncaya kadar, bilimsel bilgi üretiminin tüm aşamaları oldukça geniş bir yelpaze halinde bilim etkinliğinin içeriğini oluşturmaktadır. Bilim üretimini meslek edinmiş insanlar için, salt metodolojik yaklaşımın ya da literatür bilgisinin yeterli olamayacağı, bilim insanlarının aynı zamanda etik karar verme süreçlerinden de haberdar bulunmalarının gerektiği vurgulanmaktadır. O halde, etik duyarlılığa sahip olmak, bilim çalışanları için olmazsa olmaz bir koşul olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir başka söyleyişle:
Etik ve bilim el sıkışmak zorundadır ( The Meaning of Right and Wrong - Richard C. CABOT [1868  1939] ).

Bilim ve politika ilişkisi üzerinde düşünürken, öncelikle bilimin hangi gözle görüldüğünü ya da algılandığını tartışmak gerekli sanıyorum. Bilim, kendisine konu seçtiği ve sınırlarını da belirlediği bir doğa parçasında geçerli nedensellik bağıntılarını bulmayı amaçlamış bir etkinliktir. Bu çerçevede, bilim üretiminin öncelikle pratik sonuçlar peşinde koşmadığını ya da kendisinden sadece böyle beklentilerin olmasının bilimin doğasına ve amacına ters düşeceğini belirtmek zorunludur. Bilim uzun erimli, nesnellik ve sabır gerektiren, ? bir alandır ve kendi içinde amaç olma gibi bir niteliğinin bulunduğu da gözden uzak tutulmamalıdır. Bilimsel bilgi üretimi bilim insanının toplumsal sorumluluğu ekseninde gerçekleşmesi gereken bir süreçtir. Bu durumun yeterince sorgulanmasıyla bir uçta bilimselliğin populizme saplanması önlenirken; öteki uçta da salt bilgi üretme hırsının / merakının doğurabileceği kötü sonuçların önüne geçilebilecektir.

Politika ya da siyaset, geniş anlamda yönetim ile eşanlamlı tutulabilecek bir kavram olsa gerek. Buradaki yönetim kavramının ülke, devlet, insan yönetimi gibi farklı düzeyleri ya da boyutları olduğunu da hatırda tutmalı. Karar alma, onları uygulama ya da uygulatma gücü politikanın sistemleşmiş ve kurumlaşmış özelliklerinden birisidir. Bu yazıda ise politika olgusunu devlet ya da iktidar ile sınırlamak, belki yöntem açısından pek doğru olmamakla birlikte , yazarın pratik kaygılarla ulaştığı bir çözüm yolu. Bir başka deyişle, bilim - politika ilişkisi deyince bunu bilim - iktidar ilişkisi olarak algılamak yazı boyunca yeğlenmiş bir tutumdur. Bu ilişki üzerinde düşünürken birkaç soru ortaya atılabilir;

    Bilim de politika için, birçok başka kurum gibi, bir araç mıdır ?
    Bilime talip olan çevre ile üreten arasında bir işçi - işveren ilişkisi var mıdır ?
    Kamufle bile olsa, eğer böyle bir ilişkinin varlığını kabul edersek, işveren in müdahale alanının sınırlarını nasıl çizebiliriz ?
    Politika, uzun vadelere hiç tahammülü ve de niyeti bulunmayan bir etkinlik midir ? Eğer bu nitelikteyse, ondan bilim üretimi mentalitesi ni anlamasını beklemek boşuna olacaktır.

Tüm bunları yanıtlamak bir yandan bilim metodolojisi, bilim etiği konularının tek başlarına daha kapsamlı olarak ele alınmasını gerekli kılacak, bir yandan da politika kavramının içerik ve işlevinin oldukça ayrıntılı bir temellendirmesini yapmayı gerektirecektir. Bu geniş değerlendirme de ancak , konunun bir başka makale çerçevesinde sunulmasıyla sözkonusu edilebilir.

Sonuç olarak, Lisenko artık ömrünü tamamlamış bir kuramın takipçisi ve savunucusu olmakla yanılgıya düşmüş bir tarım uzmanı olarak bilim tarihi açısından değerlendirilebilecek bir kişiliktir. Ancak, onun arkasına aldığı siyasal güçle dönemindeki bilim politikasını yönlendirme ve hemen tek belirleyici olma özelliği de Lisenkoizmi bilim etiği açısından önemli kılmaktadır. Hatırlanması gereken; 1935-1964 yılları arasında SSCB de egemen olmuş bu kişiliğin dünya coğrafyasının herhangi bir yerinde ve herhangi bir zamanında yine sahne alabileceğidir. Mc Carthy döneminde, Naziler döneminde olduğu gibi.

* Bu metin, 11 Nisan 1996 günü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji Anabilim Dalı nda yapılan, Tıbbi Etik Sorun Tartışmaları dizisinden bir sunuşa dayanmaktadır.

Bu haberi 236 kişi okundu..


BUGÜN EN ÇOK OKUNAN HABERLER

Tümü [+]

Diğer Başlıklar

NARTHABER © 2011
3WTURK